
2004 yılında babam ve bir grup arkadaşının organize ettiği karayoluyla Suriye seyahatimizin Şam bölümü benim için unutulmaz bir detay ile noktalanmıştı. Şam şehir merkezinde bulunan Selahaddin Eyyübi heykeline fotoğraf çekilmek için çıkmıştım. Babam fotoğraf makinesi ile kareyi çektikten sonra geri dönerken demir korkulukların üzerinden geri dışarıya atlamam gerekiyordu. Tam da bu atlamanın gerçekleştiği sırada sağ baldırım sivri bir demire saplandı. “Allahuekber” diye bağırmam ile birlikte ve can havliyle babam da beni kendisine doğru çekince aldığım yara daha da derinleşmişti ve her taraf kan revan olmuştu. Beni hemen yere yatırdıklarını ve tampon yaptıklarını hatırlıyorum. Rehberimiz Suriyeli Yusuf abi hemen bir taksi çevirdi ve kendisi, ben, babam en yakın hastaneye yetişmek üzere taksiye bindik. Ben arka koltukta babamın dizine uzanmıştım. Hastaneye ulaştığımızda bizi hızlıca acil müdahale alanına aldılar, elleri çok hafif ve kendisi güler yüzlü bir doktor tarafından dikişler atıldı. Seyahatimin bundan sonraki kısmına yürümeyerek ve Türkiye’ye dönene kadar çoğunlukla otobüste uzanarak devam etmiştim. O seyahatten aldığım yaranın izi hala sağ baldırımda 3-4 santimlik bir çizgi şeklinde ömürlük olarak durmaktadır. Bu fotoğraf biraz sonra herkesin yüreğini ağzına getireceğinin farkında olmayan, büyük komutan Selahaddin Eyyübi’yi çok seven bir çocuğun pozudur.
Yorum bırakın