
”biz bu afrikalı ve asyalı gençleri seçiyorduk ve amsterdam’a, paris’e, londra’ya veya belçika’ya getiriyorduk, birkaç ay gezdiriyorduk, elbiselerini değiştiriyorduk, süslerini değiştiriyorduk, onlara dans, ilişkiler, teşrifat ve sosyal etik öğretiyorduk, arabulucu olarak can çekişen bir dil öğretiyorduk. sonra onların ardından kendi ülkelerine gönderiyorduk. onlar kendileri konuşan insanlar değil idiler (insan bizzat konuşan kimsedir), bizim hoparlörümüz idiler. biz buradan insanlık ve eşitlik sloganlarını haykırıyorduk, sonra kendi ülkelerine gönderdiğimiz hoparlörlerimizin orada ardımızdan bizim sesimizi tekrar ettiklerini ve (…lık…) kendi insanlarının kulaklarına ulaştırdıklarını görüyorduk. sonra bunlar kendi halklarına taassubu bir kenara atmamız, bizi modern avrupa toplumundan geri bırakan bu yerli ve düşük kültürü bırakmamız ve baştaki beyinden ayak tırnağına kadar batılı olmamız gerektiğini anlatabildiler. ihraç ve intikâl ile nasıl batılı olunur? yoksa medeniyet, bir yerden bir yere ihraç ve ithal edilebilen bir mal mıdır? modernizm, bir, iki ve beş yıl içinde bir toplumdan diğer topluma ihraç edilebilen yeni mallar toplamından ibarettir. böylece bir toplum tıpkı bir ferdin bir gündüz ve gece içinde tamamen modernleştirileceği gibi, hatta avrupalıdan daha modern bir şekilde birkaç yıl zarfında tamamen modernleştirilebilir. eğer tüketim ve makyajını değiştirirsek o modernleşir. onlar da zaten bundan başka bir şey istemiyorlar!
biz bu ülkelerde asimile meydana getirdik; yani aydın ve entelektüel değil, kendi düşünürlerimizin benzerini, kendi eğitimlilerimizin benzerini. aydın, kendi toplumunu tanıyan, onun derdini bilen, onun yazgısını bizzat belirleyebilen, toplumunun ne olduğunu, geçmişinin ne olduğunu, maneviyatının ne olduğunu bilen, kendi kişiliğini tanıyan ve bizzat seçebilen bir kimsedir. ama asimile meydana getirdik, yani avrupalı olmayan toplumlarda aydınlar kimlerdir? malı olan ve tüketmek isteyen kimse ile o malın tüketicisi hâline getirilmesi gereken insanlar arasındaki bir vasıtadan ibaretti. bunun (mal sahibinin) dilini anlayacak, ne yapacağını bilecek ve halkın dilini anlayacak gerekli vasıtası vardır. aydın benzerini/yarı aydını avrupalı aydının benzeri olan yerli yaptılar. kendisinin seçmeye cesareti yoktur, kendisinin ayırt etmeye cesareti yoktur, kendisinin karar vermeye cesareti yoktur. kendisinin ne manaya geldiğini anlamaz”
alıntı kaynağı: ali şeriatî, yeni çağın özellikleri kitabı, medeniyet ve modernizm faslı.
Yorum bırakın